Bu sefer durum biraz farklı. Enstrümanım yanımda değil. Sözcüklerden başka mühimmatım yok. Onları da taramalı gibi bir anda harcamak istemiyorum. Sonuç olarak, her şey güzel gitsin istiyorum...
Fena başlamıyor gece, asansörün çalışmayan düğmesi sayesinde doğru katı buluyorum ilk denememde. Sonra arkadaşların yanına geçiyorum. Bahara aldanıp ince giyindiğimden, yolda çok üşüyorum ama bereket ki çok sıcak karşılanıyorum. Soğuğun vücumdaki etkileri kayboluyor hızla, sandalyeme oturduğumda her şey tamamiyle normale dönmüş durumda ya da en azından ben öyle sanıyorum...
Mekanın adı, aynı zamanda ilk iki paragrafımın da bitirici işareti olan "Üç Nokta". Sakin bir müzik, boğaz manzarası, sıkış tıkış olmayan masalar. İlk intiba güzel. Herkes yemek siparişini vermiş, benimki biraz geç gelecek belli ama sağolsun İlke (Not: Hoşgeldin İlke :) ) bana bir ordövr tabağı hazırlıyor ekmeğin üstüne. Kimine göre ana yemekler biraz hafif tutulmuş gibi görünebilir ama bana kararında geldi. İçki konusunda da, uzun kokteyl listesinden seçim yapmadan önce zaman kazanmak için bir birayla başladım. Çok yumuşak geldi tadı, umarım su katılmamıştır. Sonrasında içtiğim White Russian, biraz falza buzluydu, ayrıca ilk yudumlarda sert gelse de sonradan alışınca damağımda güzel bir tat bıraktı.
Neden sonra, durum yavaş yavaş değişmeye başladı. İlk başta sohbet güzel ve keyifli, müzik insanı yormayan bir haldeyken, bana göre çok da başarılı olmayan bir dj'in sazı ele almasıyla konuşmak zorlaşmaya başladı. Ne müzik insanları dansa kaldıracak kadar çoşturucuydu, ne de masamızda rahat rahat oturmamıza izin verecek kadar sakin. Ne siyah ne beyaz yani. Zaten bu griler değil midir insanı kararsızlık kuyularına atıp yoran. Ben de kararsız kalmaya başladım gecenin sonuna doğru. Özellikle de blog'unu okuduğumdan bahsedip bahsetmeme konusunda. İnsan konuşmak isteyince durduramıyor kendini, söyleyiverdim işte. Umarım üzmemişimdir, umarım sıkmamışımdır. Zira gecenin sonunda hoşçakal bile diyemeden giderken, benim tahminlerim bu yöndeydi.
İhsan Oktay Anar'ın Suskunlar isimli romanına bayılmıştım aslında ama hiç feyz alamamışım demek ki. Benim dilim müzik, benim sözcüklerim notalar olmalı.
Üç nokta...
5 Nisan 2009 Pazar
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder