Uyandığımda ilk işim güneşliği çekip havayı kontrol etmek oldu. Camı aralar aralamaz mavi gökyüzü ve parlak güneşi gördüm ve hemen hazırlanmaya koyuldum. Çabucak çıkıp motoruma atladım. Güneş henüz tepeye gelmemiş, havada hafif ama çok güzel bir serinlik var. Motorumla portakal yokuşundan Ortaköy'e indim, oradan da Bebek'e doğru yola koyuldum. Havanın güzelliğinin, boğazın eşsiz manzarasının tabii ki de birçok insan farkında olduğunda kalabalık bir sahil yoluyla karşılaşıyorum. Ama bu kalabalık insan kalabalığı, trafik yok henüz.
Kale Kafe'de yapacağız kahvaltıyı, Rumeli Hisarı'nı geçer geçmez. Mekana varınca deniz kenarındaki kaldırıma park ettim motorumu ve beklemeye başladım. Ama her yer çok kalabalık olduğundan bir sonraki değil, daha da ilerideki Kale Kafe'ye oturabildik ancak. Kale Kafe de, Starbucks vari bir hareket yapmış, adım başı mekan açmışlar.
Neredeyse iki buçuk saat kahvaltı yaptık. Zaten pazar kahvaltısı dediğin böyle olur. Sonra oradan çıkıp iş yoluna koyuldum. İlk defa çevre yolunu, TEM'i, kullanacağım için biraz tedirgindim. Okulun yanından Tem'e çıktım ve dikkat kesilerek yol almaya başladım. Ama etrafa uyum sağlamak için benim de hızlı gitmem gerekiyordu ve açıkçası düz ve kalabalık bir yolda, 90-130 km/saat hızda gitmenin hiç de keyif vermediğini gördüm. Motosikletin en keyifli olduğu zamanlar Kilyos yolu gibi hafif virajlı ve daha sakin yollar. Bundan sonra, mecbur kalmadıkça Tem'i kullanmam.
E5 mi, Allah korusun!
19 Nisan 2009 Pazar
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder