CEMİL KAVUKÇU - BAŞKASININ RÜYALARI
Trajik karakterler konu olmuştur Cemil Kavukçu'nun Başkasının Rüyaları isimli öykü kitabına. Hepsinin üstünde bir baskı, bir sıkıntı vardır ve bunlardan kurtulmak için kaçmayı, uzaklara gitmeyi düşlerler. Çünkü ancak orada bulacaklarına inanırlar mutlak mutluluğu.
Bu karakterlerden en göze çarpanı, kuşkusuz "Abla"dır. Bu kişi ve yaşadıkları; Rüya, Ablam, Solgun ve Düğün adlı öykülere ya direkt olarak konu olmuş ya da bu öykülerde kısmen anlatılmıştır. Hep yazarın (kardeşin) gözünden anlatılan Abla'nın en yakın olduğu kimseler yakın çevrede oturan iki arkadaşı ve küçük kardeşidir. Abla, kısa ömrünün büyük bölümünü sevgilisine kavuşmak ümidiyle geçirmiştir ve bu hayalini üstü kapalı da olsa kardeşi ile sürekli paylaşmıştır. "Rüya" adlı öyküde ana karaktere, öğle uykularından önce ablasının anlattığı masallara dikkat edecek olursak, ablanın en çok motosikletiyle uzun bir yolculuğa çıkan, binbir güçlükler atlattıktan, bütün zorlukları yendikten sonra peri annenin kızıyla evlenmeyi hak eden adamın masalını sevdiğini görürüz. Buradaki motosikletli adam, Abla'nın sevdiği Nam Kadir olup, yenilen güçlükler ve zorluklar da aile baskısıdır. Evde bulunan ve bu konuda çok sert ve taviz vermez bir tavra sahip olan baba ve abi karakterleri, ailenin adına leke sürülmesin, Müşerref (Abla) halıcının kopuk oğlu diye anılan adam yerine durumu çok daha iyi olan biriyle evlensin istemektedirler. Hatta birçok kez abla bu konu yüzünden evde babasından ve abisinden dayak yemiştir.
Aynı evde bulunan yazar da ablasıyla ilgili bütün bu olanları görmekte ve yapılanlardan çok etkilenmektedir. Ablasının ona anlattığı masallardaki uzaklara kaçma, bu sıkıntılı hayattan kurtulma olguları yazarın bilinç altına yerleşmiş, kurduğu hayaller ve gördüğü rüyalar bunlara göre şekillenmeye başlamıştır. Nitekim yine ablasının, abisi tarafından dövüldüğü bir gece yazar rüyasında, Nam Kadir'e ait olan kırmızı motosikletle, ablasını alıp uzaklara götürdüğünü görmüştür. Yazarın tek istediği, ablasının o çok beğendiği gülümsemesini görmek, ona ömrünün sonuna dek mutlu olacağı bir hayat sunabilmekdir. Ama bu umut ne yazık ki gerçekleşememiştir. Nam Kadir, yazarın abisi tarafından sokak ortasında dövüldükten sonra bir daha hiç görülmemiş, orayı terk etmiştir. Ama bu gidişle birlikte Müşerref'i de manevi anlamda yanında götürmüştür. O günden sonra abla, aslında göremeyeceğini bile bile Nam Kadir'i hep beklemiştir. Gün geçtikçe ölen duyguları ve kaybolan hayalleri yüzünden, yaşadığı dünyadan da kopmuştur. Çoğu da bunu bir hastalık, bir delirme belirtisi olarak görmektedir.
Yazara göre, bu kötü sonun tek sebebi, abla üzerindeki çevre baskısıdır. Aile, Nam Kadir olayını itibar meselesi yapıp bu birlikteliği Müşerrefin'in mutluluğunu hiçe sayarak var gücüyle engellemektedir. "Solgun" adlı hikayede yazarın bu konu hakkındaki bir sözü her şeyi açık bir biçimde ortaya koymaktadır. "Bütün yaşamlar millet ya da elalem denen o görünmeyen güce yaranmak için harcanıyor buralarda." diyen yazar, ablasının duygusal ölümünün sebeplerini vurguluyor. Yine aynı öyküde bahsedilen ablanın ölüm şekli de önemli. Müşerref, bir yere gidiyormuş gibi hazırlanıp camdan düşmüş. Kuşkusuz, bu da kaçmak, uzaklara gitmek için yapılan bir harekettir. Yazar, ailesi içinde en yakın olduğu , en çok değer verdiği ablasının ölümüne çok üzülmekte, ona mutlu bir hayat veremdiği için iç dünyasında bir ıstırap çekmektedir.
"Düğün" adlı öykü de işte burada ortaya çıkıyor. Öyküde geçen olayların tamamı, yazarın, ablasına vermek istediği mutlu hayatı simgeliyor. Her şey çok güzel, herkes çok mutlu. Yazarın halaları, çok zor beğenen elalemi simgeliyor; fakat bu öyküde onlar bile beğenilmeyecek bir şey bulamıyorlar. Yazarın abisiyle arası iyi. Müzik olarak Samanyolu çalıyor ve bu düğün sayesinde parçanın bir bölümünde geçen ve Müşeffer'in en büyük hayali olan "Uzaklara kaçıversek seninle biz" dizesi gerçek oluyor. Öykünün sonuna doğru yazar ile Nam Kadir arasında geçen konuşmada, Nam Kadir yazara, düğünden sonra ablasıyla birlikte o kırmızı motosiklete binip uzaklara gideceklerini söylüyor ki, bu da, gerçekleşmesi ümidiyle yanıp tutuşulan hayalin ta kendisi. Görüldüğü gibi, rüyasında bile olsa, hayal bile osa, yazar ablasının mutlu olduğunu görmüştür.
Sonuç olarak, Cemil Kavukçu, öykülerinde önce trajik bir karakter olan Abla'yı yaratmış, ona olan yoğun sevgisini ifade etmiş ve daha sonra da Abla'nın çektiği sıkıntıları ve hayallerini, kendisinin üzerinde bıraktığı izlerle birlikte anlatmıştır. Bu izler yazarda derin yaralar şeklindedir ve "Düğün" isimli öykü de Abla'nın mutluluğunu görmek yoluyla bu yaralardan bir nebze olsun kaçmak, uzaklaşmak için yazılmıştır.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder