Bazen yemekte ya da yürürken konuşmamam, yalnız olmayı sevmemden kaynaklanıyor. Bu sevgi alışkanlıktan mı bilmiyorum ama. Odamda tek başıma geçirdiğim yılların etkisi de olabilir, gerçekten ihtiyacım olduğu için de. Aslında şimdi düşünüyorum da, bana her insanın ihtiyacı gibi geliyor yalnızlık. Bazen herkesten, her şeyden uzaklaşmak, kaçmak, görünmemek iyi geliyor bana. Yalnız olunca daha kendin olabiliyorsun çünkü. Elalem yok, seni gözleyen, hareketlerin üzerine yorumlar yapıp aksiyon alan, seni yönlendirmeye çalışan, seni yanlış anlayan ya da açığını kollayan kimseler yok. İstediğin gibi hareket et, istediğini yap. Kimseyi önemseme ve yani bir bakıma aslında umursamaz ol. Sanırım bu umursamaz sözü, daha iyi anlatıyor kafamdakileri.
Peki insan neden kendi gibi davranmak için yalnızlığa ihtiyaç duyar? Hakikaten istediği gibi olmak için kendi dünyasında mı olması gerekir illa ki? Etrafta başkaları varken işin içine yalan girmesi şart mıdır?
Bu sorunun cevabı üzerine düşünüyorum uzun bir süredir. Yanıtı ararken de genel olarak kendimi inceledim. Belki kendim için bir cevap bulursam, bulduğum cevabın doğruluğunu diğer insanları gözlemleyerek de kanıtlayabilirim ya da çürütebilirim diye düşündüm. Gerçi her insan kendi şahsına münhasır ama soru geneli ilgilendiren bir soru olduğu için cevabın da ortağa yakın olduğuna inanıyorum.
Hareketlerime, davaranışlarıma, konuşmalarıma, yaptığım işlere bakıyorum. Ve bunlarda, bunları izleyen gözlere hoş görünmeye çalışmanın ya da onları mutlu etmeyi istemenin etkilerinin olmadığını kanıtlayamıyorum kendime. Bir işi güzel görünmek için yapıyorum demiyorum ama yaptığım şeylerde ister istemez bunun varlığını hissedebiliyorum. Peki bu, insan kişiliğinin kötü bir özelliği mi? Bu tarz konularda tamamiyle umursamaz olunca insan, daha mı dürüst olur davranışlarında? Ya da başka bir gözden bakarsak, hem toplumla iç içe olup hem de onu umursamamak mümkün mü?
Belki de en başta söylediğim yalnızlığa ihtiyaç, davranışlardaki dürüstlüğe yani insanın kendi olmasına duyulan ihtiyaçtan ileri gelmekte. Ancak böyle olduğu zaman yalanlara ihtiyacımız olmaz. Ancak bu şekilde, bizi seyreden başkalarını aklımızdan çıkarabiliriz. Ve belki de yalnız geçirdiğimiz süre arttıkça, bu başkaları da daha fazla silinir zihnimizden.
Okuduğum kitapların birinde, kişilerin kendileri ve çevresindekiler hakkındaki sırları eleverdikleri edebiyat türünün aşağılık olduğunu, gizliliğini kaybedenin aslında her şeyini kaybettiğini ve bunu kendi iradesiyle yapan bir insanın canavar olduğunu düşünen bir karakter vardı. Burada bu blogda yazılanlar aslında içimdekler yani benim gizliliğim olduğuna göre, o karakter için ben de bir canavar sayılırım. Aslında bu tarz bir blog yazmanın kendisi de zaten baştan gizliliğe aykırı. Ama Ey Sevgili Sabina!(romandaki karakter), sana şunu söylemeliyim ki burası aslında benim, içimden kendi kendime konuşmak yerine seçtiğim bir alan.
Bir dakika, yoksa şimdi de romanlardaki karakterleri mi önemsemeye başladım?
25 Şubat 2009 Çarşamba
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder