2 Şubat 2009 Pazartesi

Uzun zaman sonra ilk defa...

Gözlerimi açsam mı kapasam mı bilmiyorum... Ellerim tiz perdelerde geziyor, klarnetin sesi önce kalabalığa sonra duvarlara, en son da kulağıma çarpıyor. Kulağıma gelen sesler bana çevremi yeterince anlatıyor sanıyorum, gözlerimi kapayasım geliyor, kapatamıyorum. Yo, yo... Aklımı bunlarla bulandırmamalıyım, ne de olsa normal çaldığım yerden çalmıyorum bu gece, iki perde pesten çalıyorum. Zihnim açık olmalı, hata yapmamalıyım. Kendimi dinlemeye başlıyorum, hiç de fena değil, parmaklarım doğru notaları buluyor. Ya da doğru perdeler doğru parmaklarımı kendisi çekiyor. Ben çekim kuvvetine bırakıyorum sadece kendimi. Do# yerine la, sibemol yerine ise re. Zor değilmiş aslında. Evet evet, hatta kolaymış. O zaman neden rahatlayamıyorum bir türlü, neden müzik ve kalabalığın sesi yetmiyor? Kendi kontrolümden çıkıp, başka bir şeyin kontrolüne girmiş gibiyim. Gözlerimi açıyorum, kontrol noktasına doğru bakıyorum. O da bana bakıyor...

Kalabalığın sesi kesildi, klarnetim bile kısık sesle ötüyor artık. Her şey yavaşladı sanki ama o normal hızında söylüyor. Onu dinliyorum, gözlerimi kapatasım geliyor, göz kapaklarım indikçe kalabalığın sesi artıyor, hayat normale dönüyor, vazgeçiyorum. Işıklar solgun, kanımda alkol orta-yüksek seviye arası, kendime güvenim tamdı aslında ama netleştiremiyorum bakışlarımı. Gülümsediğimi farkediyorum, dudaklarım o kadar rahat görünmese bile klarnetin sesinden anlaşılıyor olmalı. İyi bir yolda mıyım, bilmiyorum. Şarkının sonu hiç gelmesin istiyorum, her şeyin güzelliğini yitirmesinden korkuyorum.

Zaman ilerliyor, yeni şarkılar yeni hisler. İçimde öldü sandığım birkaç nokta var, onlara vuruyor o güzel ses ve gözler, bir kıpırdanma hissediyorum, saate bakıyorum akrep-yelkovan birbirini kovalıyor. Gideceğini biliyorum, her şeyi yavaşlatmayı seçiyorum ama saate engel olamıyorum. Müzik sustuğunda uzağımda kalıyor, birbirimize yabancı oluyoruz ama şarkıyla beraber yeniden anlaşmaya başlıyoruz. Saat durmuyor, gözlerimi kapatamıyorum...

Son giden otobüse yetişmek için hızla koşarken bir yandan da ceplerimi karıştırıyorum son bir umutla, neyse ki Sezen Aksu'yu buluyorum: Geri Dön.

Not: Gözlerimi saatten ayırmayınca dakikaların daha yavaş geçeceğine inanıyorum ama ben saate değil de ona bakmayı seçiyorum, son bozukluğumu da harcadım, ikinci gidişe engel olamıyorum.

Hiç yorum yok: