Uzun bir zamandan sonra bugün ilk kez Beyoğlu'na gittim ve özlediğimi farkettim. Hayret, nedense sanki yıllardır görmemişim gibi geldi bana. Aslında hiç aklımda yoktu gitmek, son anda bir arkadaşımla gezmeye karar verdik. Beşiktaş servisine ulaştığımızda şoför hareket etmeye başlamıştı bile. Servis ise neredeyse ağzına kadar doluydu. Tabii ki herkes birer aralıkla oturmuş, üçlü koltukların sadece ortadaki kısımları boştu. Neyse ki biz bir süre ayakta bekleyince iki sıra yana kaydı da üçlü koltuklara sığabildik. Yol boyunca arkadaşımla fazla konuşma fırsatı bulamadık. Zaten önlü arkalı oturuyorduk ve kabanlar, çantalar da elimizde olduğundan kısıtlı hareket edebiliyorduk. Yanımda ve arkamda oturanlar ise başka birimlerden tanıdık çocuklardı. Uzun hazırlık evreleri geçirerek oluşturulmuş tek cevaplı ve uzamayan sohbetlerle geçti yolculuk. E-5(3) üzerinden tam Karaköy'e varmıştık ki arkadaki arkadaş finikülere kadar trafikte gitmeye çalışmaktansa normal tüneli kullanabileceğimizi hatırlattı. Biz de apar topar atladık servisten. Sonra tünelden İstiklâl Caddesi'nin sonuna (belki de başına) vardık. Havalarla aram bu aralar iyi olsa gerek, tünelden çıktığımda yüzüme soğuk vurmadı. Ama yüzüme çarpan başka bir şey vardı. Belki çok basit bir şey ama Beyoğlu'na tünel tarafından çıkmak bana hiç görmediğim ya da başta dediğim gibi uzun zamandır görmediğim bir yere gelmişim hissi verdi. Yolda gideceğimiz yere/yiyeceğimiz yemeğe karar vermeye çalışmıştık ama sonra bir yer bulamayınca "Orada mekanları görünce aklıma gelir." diyerek bırakmıştım düşünmeyi. Ama bir yandan da böyle düşünmeden, plansız gidince genellikle çok da doğru yerleri seçemediğimi biliyordum. Fakat bu sefer öyle olmadı. Daha çok az ilerlemiştik ki "Tavanarası" geldi aklıma. Hem yemekleri güzel hem de sıcak ve huzurlu bir ortamı var. Hemen yönümüzü oraya çevirdik. Tabii ki yine kalabalıktı ama iki kişilik yer bulmak zor olmadı. Hoş, cam kenarı değildi oturduğumuz yer, hatta girişin dibindeydi hemen ama hiç rahatsız olmadık konumumuzdan. Ayrıca yemek esnasında Tavanarası'nın bir güzel özelliğini daha farkettim ki mekan ne kadar dolu olursa olsun insanı rahatsız edici bir sıkışıklık, gürültü ya da sigarı dumanı olmuyor. Halbuki adı üstünde, tavanarasında bir yer. Ama demek ki, belki küçük oynamalar yaparak insanların bakış açıları değiştirilebiliyormuş. Tıpkı bugünün sonunda benim bakış açımdaki değişiklikler gibi.
Şimdi bu gece yaptıklarımı, buraya yazdıklarımı yeniden okuduğumda farkediyorum ki aslında bu akşam içimde hissettiğim küçük heyecanlar gayet yersiz. Zira ne yeni bir yere gittim ne de yeni bir yemek yedim. Yalnız, gayet plansız bir şekilde, bir anda Taksim'e gitmeye karar verdim, son anda servise yetiştim ve yine son anda hiç hesapta yokken Karaköy'de inip Tünel'e çıktım. Tabi Tavanarası'nı da önceden planlamamıştım. Buradan da iki sonuç çıkarabiliyorum. Ya ben kendimi çok kaptırmışım sıradanlığa ya da tekdüzelikten kurtulmak için illâ da çok ilginç, çok değişik şeyler yapmak gerekmiyor, aynı şeyleri küçük değişikliklerle yapınca da keyifli oluyor. Keşke işyerinde de böyle küçük farklılıklarla huzuru yakalayabilsek. Şimdi düşündüm de, hiç olası gelmiyor.
26 Ocak 2009 Pazartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder