17 Ekim 2008 Cuma

Mano Bistro

Beyoğlu deyince benim aklıma iki şey geliyor. Biri her türlü hoş sohbeti, eğlenceyi, fasılı yapabildiğimiz nevizade, diğeri de boğaz manzaralı kafeler. Aslında boğaz manzarası, beyoğlu ile çok da özdeşleşen bir deyiş olmayabilir, İstanbul'un asıl boğaz manzaralı yerleri direk denize sıfır semtlerdir, ilçelerdir. İstinye, Emirgan, Salacak, Ortaköy... Saymakla bitmez. Ama yine de, boğazı beyoğlundan görmek bana daha başka bir keyif veriyor. Belki de, İstiklal caddesindeki sağlı sollu binalar gökyüzünü kapatırken onların aralarından, teraslarından boğazın eşsiz manzarasını yakalamaktı bana daha çok keyif veren, bilmiyorum. Yada o kalabalığın içinde zar zor yürüdükten sonra iki-üç kat merdiven çıkıp yada bir asansörün kapanan kapısının arkasından çok daha sessiz, çok daha ferah ve tabii ki çok daha eşsiz bir manzaraya ulaşmak o manzaranın değerini arttırıyor benim gözümde. Her daim görmediğimiz şeyler, gözümüzde değerlerini daha zor yitiriyorlar değil mi?



Mano Bistro Kafe de beyoğlunda boğaz manzarasına ulaşabileceğiniz güzel mekanlardan birisi. Bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine gitmiştim ve çok da beğendim. İstiklal'in sonunda, tünelde diyebiliriz. Richmond oteli geçtikten sonra solda Hıdivyal Palas var, onun ikinci katı. En son kat olmaması, hatta ikinci kat olması ilk başta sizi manzara konusunda şüpheye düşürebilir ama içeri girince şüpheleriniz ortadan kalkıyor. Çok da büyük bir yer değil, o nedenle özellikle de hafta sonu gidecekseniz önceden rezervasyon yapmanızda yarar var. Ama genel olarak yer bulmada sorun olmuyor. Gecesi de ayrı bir güzel, gündüzü de. Manzaraya dönük olan kısım açılabilir camlardan oluşuyor. Yazın havalar sıcak olduğunda tamamiyle açık olacağını düşünüyorum, ben gittiğimde kapalıydı. Yemek seçenekleri açısından da yeterli. Bir yemek 15-25 TL arası değişirken yine 10-20 TL arası kokteyller çok güzel. Tabi çalışanların güleryüzlülüğünden de bahsetmek lazım. Özellikle içecekler konusunda çok yardımcı oluyorlar, hatta kokteyle koydukları malzemelerin miktarları ile sizin isteğiniz üzere oynarak, tatmak istediğiniz lezzeti size sunuyorlar. Müzik olarak da genel olarak blues ve jazz çalıyorlar. Ama kesinlikle konuşmanıza engel olmuyor, arada kelimeler sustuğunda ve gözler manzaraya takıldığında güzel bir arka fon da yaratıyor.
Ben şahsen hafta içi gidilmesini tavsiye ediyorum çünkü tıka basa kalabalık olduğunda aynı huzuru verebileceğini sanmıyorum. Öyle bir yer ki, 8-10 kişi gelip de doğum günü kutlayanları da gördüm, bir kadeh rakısını alıp, boğaza dönüp, önündeki deftere kurşun kalemle ileride basıma vereceği kitabın satırlarını yazanı da. Ama ne olursa olsun kesinlikle en az bir-iki ayda bir gidilmesi gereken bir yer.

Hiç yorum yok: